Münihli Babalar Genel Eğitim Göçmen çocukların lisan intibağı (dil uyumu)

Göçmen çocukların lisan intibağı (dil uyumu)

Göçmen çocukların lisan intibağı (dil uyumu)

Cumhur Eşin
Yeni Üye
1
10.12.2022, 16:02
#1
Göçmen ailelerin çocuklarının göçülen ülkedeki lisana en çabuk ve en verimli bir şekilde uyum sağlayabilmeleri için yapılan ilk çalışmaların üzerinden yaklaşık 200 sene geçmektedir. Dolayısıyla konu ile ilgili olarak yeterince tecrübe geçirilmiş ve bilgi toplanmıştır.
Ancak doğru bilginin paylaşımındaki sıkıntılar nedeniyle, halen bazı ülkelerde sıklıkla yanlış uygulamalara rastlamak mümkündür.

ABD'de (Amerika Birleşik Devletleri) bundan yaklaşık iki yüzyıl önce göçmen ailelerin ebeveynlerinin evde çocukları ile İngilizce konuşmaları tavsıye ediliyordu. Bu şekilde çocukların yerel lisan olan İngilizce'ye daha çabuk uyum sağlayacakları düşünülüyordu. Bu yanlış düşünce, bir süre devam ettirildi ancak sonunda lisan öğrenen çocukların İngilizce'yi 'birincil' lisan gibi konuşmadıkları bilimsel olarak kanıtlandı.

Çocukların (ABD'de doğsalar bile) İngilizce'yi birincil dil seviyesinde konuşamamalarının temel sebebi, aile içi iletişimin İngilizce gerçekleşmesiydi. Anadilleri (birincil dil anlamında) İngilizce olmayan ebeveynlerin İngilizceleri asıl İngilizce'ye göre sapmalar gösteriyor ve birçok hata içeriyordu. Çocukların bir dili adeta papağan gibi tekrar ede ede öğrendiğinden yola çıkarsak, ebeveynlerin yaptığı gramer ve telaffuz sapmaları, çocuklara sirayet ediyor ve bir noktadan sonra sabitleniyordu. 

Uzun ve on yıllar süren gözlemlerden sonra, ebeveynlerin kendi lisanlarını yani kendi birincil lisanlarını evde kullanmalarının, çocukların dil gelişimi açısından en doğru olduğu kanıtlandı. Bu şekilde, hem kendi ailelerinden gelen dile hakim oluyorlar hem de yerel dile ağırlıklı olarak orijinal biçimde maruz kaldıklarından İngilizce'yi birincil dil seviyesinde öğrenebiliyorlardı. ***

Aynı durum, Almanya'da yaşayan gurbetçi aileler için de geçerlidir. Tabii, gurbetçi ailelerin içinde bulundukları durumda yukarıdaki örneğe nazaran daha karmaşık terkipler (kombinasyonlar) de söz konusu olabilmektedir. Zira, Türkiye'den gelen damat veya gelin sayısı oldukça fazladır. Böyle bir durumda, Türkiye'den gelen kişinin ana dili kuvvetle muhtemel Türkçe olacağından, çocuğu ile sürekli Türkçe konuşması en verimli yöntemdir. Almanya'da doğup büyümüş diğer ebeveyn ise, çocuğu ile birebir kaldığında Almanca iletişim kurarsa, çocuğun çift dilli yetişmesine olanak sağlanmış olur. Böyle bir ailede, anababa ve çocuk birarada olduklarında bir dilde karar kılınmalı ve o şekilde ilerlenmelidir. Mümkünse anne ve babanın ikisinin de belli bir seviyenin üstünde iletişim kurabildiği dil, ortak dil olarak seçilmelidir. 

Çift dilli büyümek çocukların gelişimi için çok önemli bir potansiyel teşkil eder. Ancak burada çiftdilli yetiştirmenin çok titizlik gerektiren bir konu olduğunu ebeveynler olarak aklınızdan çıkarmamanız gerekir. Bir dil konuşulurken, karışık konuşmaya meyledildiğinde konuşulan içerikler düzeltilmelidir. Zira, insan beyni dil ekonomisi denilen bir mekanizma ile çalışır. Yani, en az eforla en fazla randımanı hedefler. Su kelimesi Türkçe'de bir hece iken, Almanca'da iki hecedir. Çocuk, Almanca konuşurken, "Gib mir 'su'." diyebilir. Bu dil gelişimi açısından normaldir. Ancak bunun düzeltilerek, çocuğun sürekli doğru kelimeleri doğru dilde söylemesi ve dilleri kat'i olarak beyinde ayırması sağlanmalıdır. Aile ve yakın çevrede, bu tarz karışık konuşmalar belki anlaşılabilir olurken, Türkiye'ye seyahat edildiğinde karışık konuşma sadece anlaşılmama değil, aynı zamanda aidiyetsizlik hissi verecektir. Karışık konuşmama hususu, ebeveynlerin başlarda zorlanacakları ancak sonrasında kendilerini ve çocuklarının geleceklerini çok rahatlatacak bir konudur. Günü, anı kurtarmak adına, çocuklarımızın Türkçe öğrenimine ket vurmaya hakkımız olmamalıdır.

Tanımlar:

Türk Dil Kurumu'na göre ana dilinin tanımı şudur: 'Çocuğun ailesinden ve içinde yaşadığı topluluktan edindiği dil.'
Duden'a göre ana dilinin tanımı şudur: ''Çocuğun (ebeveynlerinden) öğrendiği (ve birincil olarak kullandığı) dildir."
Dolayısıyla ana dilinin tanımı her yerde tam olarak aynı değildir. Benim yukarıda birden fazla kez 'birincil' dil ifadesini kullanmamın sebebi budur. Çocuklar ile hangi dilin konuşulacağına karar verilirken, ebeveynlerin birincil yani en kuvvetli oldukları lisanın ne olduğunu tespit etmek gerekir. Almanya'da doğup büyümüş ve ana dili seviyesinde kusursuz Almanca konuşan Türk kökenli bir ebeveynin Türkçesi o anda o kadar kuvvetli değilse, sırf çocuğu Türkçe'ye daha fazla maruz kalsın diye çocuğu ile Türkçe konuşmamalıdır. Bu durum, çocuk için sadece verimsizlik getirir. Aynı şekilde Türkiye'den göçmüş bir anne ya da baba çocuğu ile, evde de Almanca'ya maruz kalsın diye Almanca konuşmamalıdır. Bunlar çok hassas ve üzerinde dikkatle durulması gereken ayrıntılar ve kararlardır.

*** Çocukların yerel lisan ile nasıl karşılaşmaları gerektiği ve bu konuda nasıl yol izlenmesi gerektiğini bir başka yazıda aydınlatmaya çalışacağım.
Cumhur Eşin
10.12.2022, 16:02 #1

Göçmen ailelerin çocuklarının göçülen ülkedeki lisana en çabuk ve en verimli bir şekilde uyum sağlayabilmeleri için yapılan ilk çalışmaların üzerinden yaklaşık 200 sene geçmektedir. Dolayısıyla konu ile ilgili olarak yeterince tecrübe geçirilmiş ve bilgi toplanmıştır.
Ancak doğru bilginin paylaşımındaki sıkıntılar nedeniyle, halen bazı ülkelerde sıklıkla yanlış uygulamalara rastlamak mümkündür.

ABD'de (Amerika Birleşik Devletleri) bundan yaklaşık iki yüzyıl önce göçmen ailelerin ebeveynlerinin evde çocukları ile İngilizce konuşmaları tavsıye ediliyordu. Bu şekilde çocukların yerel lisan olan İngilizce'ye daha çabuk uyum sağlayacakları düşünülüyordu. Bu yanlış düşünce, bir süre devam ettirildi ancak sonunda lisan öğrenen çocukların İngilizce'yi 'birincil' lisan gibi konuşmadıkları bilimsel olarak kanıtlandı.

Çocukların (ABD'de doğsalar bile) İngilizce'yi birincil dil seviyesinde konuşamamalarının temel sebebi, aile içi iletişimin İngilizce gerçekleşmesiydi. Anadilleri (birincil dil anlamında) İngilizce olmayan ebeveynlerin İngilizceleri asıl İngilizce'ye göre sapmalar gösteriyor ve birçok hata içeriyordu. Çocukların bir dili adeta papağan gibi tekrar ede ede öğrendiğinden yola çıkarsak, ebeveynlerin yaptığı gramer ve telaffuz sapmaları, çocuklara sirayet ediyor ve bir noktadan sonra sabitleniyordu. 

Uzun ve on yıllar süren gözlemlerden sonra, ebeveynlerin kendi lisanlarını yani kendi birincil lisanlarını evde kullanmalarının, çocukların dil gelişimi açısından en doğru olduğu kanıtlandı. Bu şekilde, hem kendi ailelerinden gelen dile hakim oluyorlar hem de yerel dile ağırlıklı olarak orijinal biçimde maruz kaldıklarından İngilizce'yi birincil dil seviyesinde öğrenebiliyorlardı. ***

Aynı durum, Almanya'da yaşayan gurbetçi aileler için de geçerlidir. Tabii, gurbetçi ailelerin içinde bulundukları durumda yukarıdaki örneğe nazaran daha karmaşık terkipler (kombinasyonlar) de söz konusu olabilmektedir. Zira, Türkiye'den gelen damat veya gelin sayısı oldukça fazladır. Böyle bir durumda, Türkiye'den gelen kişinin ana dili kuvvetle muhtemel Türkçe olacağından, çocuğu ile sürekli Türkçe konuşması en verimli yöntemdir. Almanya'da doğup büyümüş diğer ebeveyn ise, çocuğu ile birebir kaldığında Almanca iletişim kurarsa, çocuğun çift dilli yetişmesine olanak sağlanmış olur. Böyle bir ailede, anababa ve çocuk birarada olduklarında bir dilde karar kılınmalı ve o şekilde ilerlenmelidir. Mümkünse anne ve babanın ikisinin de belli bir seviyenin üstünde iletişim kurabildiği dil, ortak dil olarak seçilmelidir. 

Çift dilli büyümek çocukların gelişimi için çok önemli bir potansiyel teşkil eder. Ancak burada çiftdilli yetiştirmenin çok titizlik gerektiren bir konu olduğunu ebeveynler olarak aklınızdan çıkarmamanız gerekir. Bir dil konuşulurken, karışık konuşmaya meyledildiğinde konuşulan içerikler düzeltilmelidir. Zira, insan beyni dil ekonomisi denilen bir mekanizma ile çalışır. Yani, en az eforla en fazla randımanı hedefler. Su kelimesi Türkçe'de bir hece iken, Almanca'da iki hecedir. Çocuk, Almanca konuşurken, "Gib mir 'su'." diyebilir. Bu dil gelişimi açısından normaldir. Ancak bunun düzeltilerek, çocuğun sürekli doğru kelimeleri doğru dilde söylemesi ve dilleri kat'i olarak beyinde ayırması sağlanmalıdır. Aile ve yakın çevrede, bu tarz karışık konuşmalar belki anlaşılabilir olurken, Türkiye'ye seyahat edildiğinde karışık konuşma sadece anlaşılmama değil, aynı zamanda aidiyetsizlik hissi verecektir. Karışık konuşmama hususu, ebeveynlerin başlarda zorlanacakları ancak sonrasında kendilerini ve çocuklarının geleceklerini çok rahatlatacak bir konudur. Günü, anı kurtarmak adına, çocuklarımızın Türkçe öğrenimine ket vurmaya hakkımız olmamalıdır.

Tanımlar:

Türk Dil Kurumu'na göre ana dilinin tanımı şudur: 'Çocuğun ailesinden ve içinde yaşadığı topluluktan edindiği dil.'
Duden'a göre ana dilinin tanımı şudur: ''Çocuğun (ebeveynlerinden) öğrendiği (ve birincil olarak kullandığı) dildir."
Dolayısıyla ana dilinin tanımı her yerde tam olarak aynı değildir. Benim yukarıda birden fazla kez 'birincil' dil ifadesini kullanmamın sebebi budur. Çocuklar ile hangi dilin konuşulacağına karar verilirken, ebeveynlerin birincil yani en kuvvetli oldukları lisanın ne olduğunu tespit etmek gerekir. Almanya'da doğup büyümüş ve ana dili seviyesinde kusursuz Almanca konuşan Türk kökenli bir ebeveynin Türkçesi o anda o kadar kuvvetli değilse, sırf çocuğu Türkçe'ye daha fazla maruz kalsın diye çocuğu ile Türkçe konuşmamalıdır. Bu durum, çocuk için sadece verimsizlik getirir. Aynı şekilde Türkiye'den göçmüş bir anne ya da baba çocuğu ile, evde de Almanca'ya maruz kalsın diye Almanca konuşmamalıdır. Bunlar çok hassas ve üzerinde dikkatle durulması gereken ayrıntılar ve kararlardır.

*** Çocukların yerel lisan ile nasıl karşılaşmaları gerektiği ve bu konuda nasıl yol izlenmesi gerektiğini bir başka yazıda aydınlatmaya çalışacağım.

Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar):
 1 Ziyaretçi
Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar):
 1 Ziyaretçi